İLK TÜRK PİYANOSU

PİYANOCU  MEHMET USTA

 

             Onunla ilk kez doksanlı yılların ortalarında Kastamonu Kent Tarihi Müzesi'nde tanışıyorum. Bölmelerden birindeki siyah beyaz fotoğraf ve altındaki yazı ilgimi çekiyor.  Hızlı bir göz gezdirişin ardından bir kez de sindire sindire okuyorum. İçimi coşkuyla birlikte bir hüzün kaplıyor. Coşkuluyum, yıllar önce sıradan bir insanın, yalnızca marangoz aletleri kullanarak yaptığı şaheserle aynı mekanı paylaşıyorum. Hüzünlüyüm, böylesine bir şaheserden  birçoğumuz gibi benim de birkaç dakika öncesine kadar haberim yoktu.

#

                Bundan yaklaşık yüz elli yıl kadar önce yürekli bir adam yaşar Kastamonu'da. Bu üstün becerili insanın adı TAŞKÖPRÜLÜOĞLU MEHMET USTA'dır. O günün koşullarında ud, saz, cümbüş, kaval hatta keman değil de nedense piyano yapmaya sevdalanır. Ve bu sevda beş adet KONSOL PİYANO yla sonuçlanır.

             Bilindiği kadarıyla bu beş piyanodan ikisi halen Kastamonu Kent Tarihi Müzesi ile 75. Yıl Müzesi'nde sergilenmektedir. Biri Yıldız Sarayı'nda, bir diğeri ise armağan olarak gittiği II. Wilhelm'in  sarayında olmalıdır. Beşinci piyano ise torununa  çeyiz olarak verilmiş, bir süre yaşadıkları apartmanın bodrumunda kaderine terk edilmiş, daha sonra da elden çıkarılmak zorunda kalınmıştır. Ankara'daki yakınlarıyla yapılan görüşmelerden sağlıklı bir sonuç elde edilememiş, Usta ile ilgili daha detaylı bilgi ve belgelere ne yazık ki ulaşılamamıştır.Kaldı ki aile bireylerinden birisi halen operada sanatçıdır.

              Gelelim olayın sanatsever herkesi hüzünlendirecek yanına. İnsan ömrüyle  kıyaslandığında bile, aradan çok uzun bir süre geçmemesine rağmen, Usta'yla ilgili birçok konu soru işaretiyle sonlanmaktadır. Aşılması gereken o kadar çok bilinmeyen vardır ki. Ne zaman doğmuştur, ne zaman ölmüştür, mezarı  nerededir? Mektupçuluk kaleminde görevliyken, piyano yapma sevdasına nasıl ve kim tarafından bulaştırılmıştır? Gerçi bu konuda, İtalyan yol Mühendisi Karlo'nun adı geçmektedir. Bir söylentiye göre Karlo eşyalarını tamir için evine götürdüğünde ustamız, ilk kez bir piyano görür. Çok ilgisini çeken(belki sesini de dinlediği) bu müzik aletini yapabileceğine inanır ve Karlo'dan izin ister. Bir söylentiye göre de nereden geldiği belli olmayan bir katalog geçer eline. İçinde piyano şemalarının ve parçalarının ayrıntılı çizimlerinin de yer aldığı bu kataloga bakarak piyano yapımına soyunur. Sonuç, daha önce de değindiğimiz gibi beş adet piyano ve Yıldız Sarayı'nın marangozhanesidir. Bazı parçaları nasıl yaptığı yada temin ettiği hala sırdır. Son yaptığı piyanolarda kullandığı sedef kakmalı parçalar, fildişi tuşlar  onun  becerikli ellerinde hayat bulmuştur. II.Abdülhamit'in tahttan indirilişinin ardından Yıldız Sarayı'ndan ayrıldığı, Kastamonu  Mekteb-i Sanayi'de öğretmen olarak görev yaptığı bilinmektedir. O yıllarda ürettiği piyanoların içine konulan ceviz levha üzerine oyularak yazılan plakalar, insanı  gerçekten duygulandırmakta, aynı zamanda  heyecanlandırmaktadır. "  MEKTEB-İ   SANAYİ MAMULÂTIDIR" 

              Kaç yıl öğretmenlik yapmıştır? Çalıştığı yıllarda başka neler üretmiştir? Onun yeteneklerini ve çalışmalarını sürdürecek, adını yaşatacak hiç mi öğrenci yetiştirememiştir?  Birkaç bulanık bilgi dışında fazla iz bırakmadan bu dünyadan sessiz sedasız göçüp gitmiştir.

            Her canlı gibi ölüm kaçınılmazdır. Ama böylesi değerlerin yaşamları ömürleriyle sınırlı kalmamalı, sonsuza değin yaşatılmalı, ölüm bile onları öldürememelidir. Bir şekilde adları ölümsüzleşmeli, eserleri nadide birer armağan, eşsiz birer kültür mirası olarak korunmalı,  üzerine titrenmelidir.

              Acaba TAŞKÖPRÜLÜOĞLU PİYANOCU MEHMET USTA toplumsal hafızası daha güçlü bir ülkede yaşasaydı,  adının ölümsüzleşmesi için neler yapılmazdı?. Sanırım öncelikle  şanına uygun bir heykeli dikilir, adı cadde, meydan, park yada yaşadığı semte verilir, adına Konservatuar-Güzel Sanatlar Fakültesi- açılır, müzik aletleri üretim merkezi kurulur, piyano ağırlıklı Müzik Festivalleri, yarışmalar düzenlenir, adının yalnızca  ülkemizde değil dünyanın dört bucağında tanınması için her türden girişim yapılırdı. Tabii bunun doğal sonucu olarak Kastamonu'ya, dolayısıyla ülkemize getireceği kültürel, sanatsal katkıları,  ekonomik faydaları kestirmek pek de zor olmasa gerek. Ama tüm bu sayılanları ve daha nicelerini hayata geçirmek, böylesi değerleri unutturmamak için zamanımızda da "Piyanocu Mehmet Usta" benzeri Don Kişot'ların çıkması gerekiyor. Yürekli, sabırlı, kararlı... Tıpkı, "Afyon Müzik Festivali" (ilk yıllarda, sanırım sadece caz festivali olarak düzenleniyordu) gerçekleştirmek üzere bundan beş altı yıl kadar önce tek başına yola çıkan değerli müzik öğretmeni gibi. Zamanla tüm Afyon'luların bu etkinliği benimseyip sahiplenmesini  başaran, ülkesinin çağdaşlaşması adına üstün gayret gösteren bu türden öncülere, idealistlere  öyle çok ihtiyacımız  var ki...

#

 

            Ne zaman yolum Kastamonu Kent Tarihi Müzesi'ne düşse, piyanonun sergilendiği odaya şöyle bir göz atmadan edemem. Loş bir salonda vakur ve zarif bir edayla sanki, sabırla yolumu gözlemektedir.   Dokunamasam da hiç olmazsa gözlerimle sever, okşarım o eşsiz güzelliği. Parmaklarımı onu incitmekten sakınırcasına, fildişi tuşlar üzerinde gezdirir, özlemimi dindirmeye çalışırım. Her buluşmamızda Taşköprülü Mehmet Usta'ya, o değerli insana, kendisine lâyık olamamanın ezikliği içinde saygı, selâm, teşekkür, özürler yollarım. Kabul eder mi dersiniz.

İLETİŞİM
  • info@piyanogalerisi.com
  • Tel : +90 212 525 53 91
  • Fax : +90 212 521 63 02
SOSYAL AĞLAR

İnteraktif Yazılım